Hoşgeldiniz

Ali Rıza Malkoç

Home / Yazıları / Hukukun Eğitici ve Onarıcı Adalet İlkeleri
şiir özdeyiş makale deneme

Hukukun Eğitici ve Onarıcı Adalet İlkeleri

  • Tarih:

Bir müzisyene, icra ettiği sanatın yerleşik kurallarla çeliştiği gerekçesiyle mahkemece edebiyat kitabı okuma yükümlülüğü getirilmesi; eğitici ve onarıcı adalet ilkelerine uygundur. Ancak terazi dengede durmalıdır; adalet önce yargının kendi mensuplarında tecelli etmelidir. Üst yargı mercileri, Yargıtay veya Anayasa Mahkemesi kararlarıyla açıklanan, “Keyfilik” tespitleri, vatandaşın hukuk güvenliğinin teminatıdır.

   Millet adına hüküm kurarken, hukuk devleti ilkesini, yasa hükümlerini ve yargı etiğini mükerreren (en az üç kez) ihlal eden hâkim ve savcılara da HSK tarafından; felsefe, mantık, yargı etiği, insan hakları, metodoloji, sosyoloji ve edebiyat alanında akademik okuma ve raporlama  idari yaptırımı uygulanmalı ve bu kararlar şeffaflıkla, aleniyet ilkesi gereği kamuoyuna duyurulmalıdır. Aynı ihlaller savunma makamınca sergilendiğinde ise Türkiye Barolar Birliği, meslek mensuplarına benzer bir fikrî rehabilitasyon yaptırımını işletebilmelidir.

​   Sanatçısına okumayı ceza sayan bir adalet düzeni, kendi uygulayıcılarının felsefi, akademik ve mantıksal yetkinliğini sorgulamaktan, onarmaktan ve terbiye etmekten geri duramaz. Yargının niteliği, ancak yargı mensuplarının mantık ve felsefeyle sürekli tahkim edilmesiyle korunabilir.

   Hukukun sadece kanun ezberlemek (mekanik bir işlem) olmadığı; edebiyat, mantık, felsefe ve sosyolojinin yargı mensubuna insan ruhunu, toplumsal gerçekliği ve empatiyi kavrattığı unutulmamalıdır.


Bu yaptırımın hayata geçebilmesi için ilgili meslek kanunlarında yapılacak yasal bir düzenlemeye ve yasa önerisine ihtiyaç vardır.

   50 yıl önceki, aşağıdaki Yargıtay İçtihadı da bu talep ve önerimizi gerekli kılmıyor mu?

“Yargıtay 1.HD., 31.12.1976 T.,1976/9370 E.,1976/13138 K. Hakim; insana, tabiata, olağana, gerçeğe uygun bir biçimde; katı kalpler ve katı kalıplar içerisinde sıkışıp kalmadan, uyuşmazlığa, İNSAN KOKUSU taşıyan bir çözüm getirmek zorunluluğundadır.”

​Samsun, 15.10.2026

Ali Rıza Malkoç

arm.web.tr

3 thoughts on “Hukukun Eğitici ve Onarıcı Adalet İlkeleri”
  1. Fehmi Ekmekçi 15 Ekim 2026 on 17:52 Yanıtla

    Her ne kadar hukuk uzmanı biri olmasam da, güzel sanatlar ile ilgili hem ilgim ve hem de uygulamalı müzik etkinliklerim bağlamında edindiğim deneyimlere ve fen bilimleri alanımdaki akademik eğitim katkılarıma dayanarak, sanat alanındaki hukuk ve adalet kapsamında açıklanacak “keyfilik” tespitlerinin, sanatın kendi gelişim yöntemlerini kısıtlayacak bir uygulama mecrasına sürükleme koşullarını ortaya çıkarıp çıkarmadığı hususuna bakmakta yarar gördüğümü vurgulamak isterim. Sanatta “keyfilik”, eğer toplumun çarpık ahlak, etik ve davranış olgularını sergileyip eğitici bir yön verme çabası içeriyor ise bu sanatın özgür dinamikleri temelinde hukuki bağlamda cezai müeyyide gerektirmemeli, aksine destekleyici, teşvik edici ödüllendirme ilkeleri çerçevesinde değerlendirilip sanatsal etkinlikler toplum yararına topluma servis edilebilmelidir ki, toplumun hayat damarlarından yoksun bırakılmaması sağlanabilmiş olsun! Yok eğer bu keyfilik, sergilenen anomali davranışların topluma zararlı olan etkileri bağlamında ders veren çabaları ya da uyarıları sanata has ustalıkları kullanarak dikkate almadan, “toplumun ne hali varsa görsün” anlayış temelinde bir sanatsal etkinlik süreci söz konusu oluyor ise, böyle bir süreç sanatın kendi gelişme özgürlüğüne de darbe indirir, toplumun ruhsal sağlığına da darbe indirir! Bu bağlamda hukukçuların adalet bağlamındaki sorumluluğu kadar, sanata uygulamaları ve etkinlikleri ile yön verip değer katan sanatçıların da önemli sorumlulukları vardır!

  2. Remzi Polat 15 Ekim 2026 on 22:15 Yanıtla

    Yazdıklarınıza katılıyorum. Adalet, yalnızca vatandaşı eğitmek ve cezalandırmak için değil, hukuku uygulayanları da denetlemek için vardır. Hatta adaletin terazisi, öncelikle onu elinde tutanları tartmalıdır.

    Ancak bizde durum biraz farklı işliyor. Kanunlar, yöneticilere ve güçlü sermaye sahiplerine çoğu zaman aynı şekilde işlemiyor. Toplumun kaynaklarını yandaşlarına aktarabilir, insanları dolandırabilir, kamunun hakkını kendi çıkarlarına peşkeş çekebilirler; fakat hesap vermeleri gerektiğinde hukuk ağır aksak işler. Buna karşılık evsiz, aç ve çaresiz bir insanın, cezaevinde karnını doyurup başını sokacak bir yer bulabilmek için Cumhurbaşkanına hakaret ettiği ve bunun sonucunda cezaevine girdiği haberleriyle karşılaşıyoruz.

    İşte adaletin asıl sorgulanması gereken yer burasıdır: Bir insanı açlık ve evsizlik cezaevine sığınmaya itecek kadar çaresiz bırakan düzen, kendi sorumluluğunu sorguluyor mu?

    Bir tarafta toplumun hakkını yiyenler, diğer tarafta bir lokma ekmeğe muhtaç insanlar… Sonra da kalkıp Hz. Ömer’in adaletinden söz ediyorlar!

    Asıl mesele, o adaleti bugün kendi iktidarına, kendi çevrene ve kendi çıkarlarına karşı uygulayabilmektir. Adalet, güçsüzün karşısında güçlü; güçlünün karşısında sessiz kalıyorsa orada hukukun üstünlüğünden değil, gücün hukukundan söz edilir.

  3. SADİ SUBAŞI 15 Ekim 2026 on 23:37 Yanıtla

    Hukuk ve yargının nasıl insanı öncelemesi gerektiğini çok güzel anlatmışsınız. Umarım, yargının bu anlayışı kabul ettiği günleri görebiliriz.

BİR YORUM YAZINIZ

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Şiir, özdeyiş, makale, deneme

>> <<