Hoşgeldiniz

Ali Rıza Malkoç

Home / Yazıları / Ey Sevgili Kadim Patagonya Halkı!…
şiir özdeyiş makale deneme

Ey Sevgili Kadim Patagonya Halkı!…

  • Tarih:

Gözlerinizi bir an olsun inanç ve fazilet iddialarını dillerine pelesenk etmiş topluluklara çeviriniz. Bakınız ki, adalet makamı, evrensel hukukun erdemini ruhunda taşıyan en yetkin bilgeye mi teslimdir? Sağlık teşkilatı, insan hayatına ömrünü adamış en dirayetli hekime mi emanettir? Yoksa eğitim; aklın ve bilimin ufkunu kavramış hakiki bir mütefekkire mi emanet kılınmıştır? Ekonomi yönetimi; en deneyimli, güvenilir ve adil bir kadroya mı teslim edilmiştir?

   Yoksa makamlar; liyakatten, ehliyetten ve bilimden bağımsız, başka ölçülerle mi dağıtılmaktadır? Yanıtınız derin bir sükût yahut açık bir ‘hayır’ ise sormak gerekir: Dillerinizden düşürmediğiniz o “Emaneti ehline veriniz” ilahi buyruğunun ateşi nerede küllendi? Kutsalı kendilerine maske, menfaati kıble edinenler; inancın değil, ancak kendi riyakârlıklarının mürididirler.

Ey kadim Patagonya halkı!

Kutsal değerleri zırh edinenlerin aynadaki hakikatine iyi bakınız!

Adaletin terazisi en bilge, en dürüst hukukçunun elinde değilse, şifa kapısı en ehil ellere bırakılmamışsa ve eğitim kürsüsü bilimin ışığından yoksunsa; ekonomi yönetimi ehil ve güvenilir bir kadroya teslim edilmemişse, ortada ne meşruiyetten, ne hakkaniyetten,  ne dinden bahsedilebilir ne de ahlâktan.

   Eğitim, bilimin ve aklın ışığında şekillenmiyorsa; “Emaneti ehline veriniz” sözü, dilde güzel bir dua; uygulamada ise içi boşaltılmış bir slogan hâline gelmiş demektir.

‘Emaneti ehline teslim ediniz’ düsturunu dillerinde tespih edip, liyakati hırslarına kurban edenler; inandıklarını iddia ettikleri davanın en büyük sahtekârlarıdır!”

Bu ilke yalnızca dilde tekrarlanan kutsal bir söz müdür, yoksa hayatı ve devleti düzenleyen ahlâkî bir ölçü müdür?

   Çünkü bir sözün kutsallığı, onu ne kadar çok tekrar ettiğinizle değil; hayatınızda ne kadar karşılık bulduğu ile ölçülür. “Adaleti hukuktan, şifayı hekimden, eğitimi bilgeden esirgeyen bir düzen; “Emaneti ehline veriniz’ ilkesini dilinde dua, eyleminde cinayet kılmıştır.” Bir insanın inançlı olduğunu söylemesi kolaydır. Ahlâklı olduğunu söylemesi de kolaydır. Faziletten, adaletten, liyakatten söz etmek de kolaydır. Zor olan, bütün bunları makamın, gücün ve menfaatin karşısında koruyabilmektir. Bu nedenle belki de asıl soru şudur: Bir toplum neye inandığını söyledikleriyle mi, yoksa sahip oldukları emanetleri kime teslim ettikleriyle mi göstermelidir?

   Eğer adalet ehline, sağlık ehline, eğitim ehline ve kamu emaneti liyakat sahibine teslim edilmiyorsa; kutsal sözlerin dilde dolaşmasının ne anlamı kalır?

Ne tuhaf değil mi?

“Emaneti ehline veriniz” demek ne kadar kolay! Fakat emaneti gerçekten ehline vermek… İşte orada iş değişir. Çünkü ehliyet, bazen bizim istediğimiz insanı değil, gerçekten ehil olan insanı işaret eder. Liyakat, bazen bizim akrabamızı, arkadaşımızı, taraftarımızı veya sadık adamımızı dışarıda bırakabilir. Adalet, bazen bizim aleyhimize karar verebilir. Bilim, bazen inandığımız kanaati yanlışlayabilir.

Hakikat, bazen gururumuzu incitebilir. İşte insanın gerçek sınavı tam da burada başlar.

   Kaldı ki, anayasal, özgürlükçü, katılımcı, evrensel hukukun üstünlüğüne inanmış bir devlet yönetimi ve hukuk yöntem tercihinde dine ihtiyaç yoktur. Devlet tüm inançlara, aynı hassasiyetle hizmet sunacak olan yönetim mekanizması ise eğer, hiçbir inanca daha yakın durmaması gerekir. Adalet dağıtırken de aynı kriter geçerlidir.

Ey kadim Patagonya Halkı!

Bir insanın inancını, söylediği sözlerden değil, çıkarıyla inancı çatıştığında hangisini tercih ettiğinden anlayabilirsiniz.

Ahlâkı da öyle…

Ahlâk, herkes bize bakarken dürüst olmak değildir.

Asıl ahlâk, kimsenin görmediği yerde de doğru olanı yapabilmektir.

Liyakat de öyle…

Liyakat, “Bizim adamımız başarılıdır.” demek değildir.

Bizim adamımız olmadığı hâlde en ehil olanı seçebilmektir.

Adalet de öyle…

Adalet, yalnızca bize yapılan haksızlığa karşı çıkmak değildir.

Bize yarayan haksızlığı da reddedebilmektir.

İşte bütün mesele budur.

Sahtekârlık, ahlâksızlık, mendeburluk niteliği, insana bu kadar kolay yapışmamalıydı.
Kişiler arasındaki ilgi, iletişim, dayanışma, sevgi, kardeşlik, yardımlaşma, paylaşım, etkileşim ve ortak yaşam arayışı bu kadar hasar görmemeliydi.

DİLDE TESBİH, EYLEMDE TERSİ

Bazıları kutsal sözleri tespih gibi çeker:

“Adalet…”

“Emanet…”

“Liyakat…”

“Ahlâk…”

“Fazilet…”

“İnanç…”

Sözler çoğaldıkça insanın içi ferahlıyor sanırsınız.

Oysa bazen söz çoğalır, hakikat azalır.

Dilde adalet vardır; uygulamada ayrıcalık.

Dilde liyakat vardır; makam dağıtımında sadakat.

Dilde ahlâk vardır; çıkar söz konusu olduğunda sessizlik.

Dilde emanet vardır; teslimat sırasında ehliyet unutulur.

Dilde kutsallık vardır; eylemde menfaat…

Sonra da bütün bunlara “inanç” adı verilir.

İşte buna insanın kendi kendisini kandırması denir.

KUTSALIN MASKESİ

Kutsal değerler insanı ahlâklı kılmıyorsa, insan kutsalı kullanarak yalnızca kendi çıkarlarına ahlâkî bir kılıf hazırlıyor olabilir.

Ne acı bir paradokstur!

Kutsal, insanı arındırması gerekirken; insanın elinde bazen kirlenmiş çıkarların maskesine dönüşebilmektedir.

Adalet adına adaletsizlik…

Ahlâk adına ahlâksızlık…

İnanç adına çıkar…

Liyakat adına sadakat…

Emanet adına ehliyetsizlik…

Ve bütün bunların üzerine bir de kutsal sözlerden oluşan kalın bir örtü!

Sonra kimse gerçeği görmesin diye:

“Biz inançlı insanlarız!”

Peki…

İnanç, insanı değiştirmiyorsa neyi değiştiriyor?

ASIL ÖLÇÜ

Sevgili kadim Patagonya halkı!

Belki de artık şu soruyu sormalısınız:

Bir toplumun inancını ölçmenin gerçek ölçüsü nedir?

Camilerinin, kiliselerinin, tapınaklarının, ibadethanelerinin sayısı mı?

Dillerinden düşürmedikleri kutsal sözlerin çokluğu mu?

Yoksa…

Adalet makamında adaletin,

Sağlık makamında ehliyetin,

Eğitim makamında bilimin,

Devlet makamında liyakatin,

Toplum hayatında ahlâkın

gerçekten yaşanıyor olması mı?

Belki de kutsalın en gerçek sınavı budur.

Çünkü inanç, söz olmaktan çıkıp davranışa dönüştüğü anda ahlâka dönüşür.

Aksi hâlde geriye yalnızca slogan kalır.

VE SON SORU…

Ey kadim Patagonya Halkı!

Artık aynaya biraz daha dikkatli bak.

“Emaneti ehline veriniz” diyorsan, emaneti gerçekten ehline veriyor musun?

“Adalet” diyorsan, işine gelmeyen adaleti de kabul ediyor musun?

“Liyakat” diyorsan, sana yakın olmayan ehil insanı da tercih edebiliyor musun?

“Ahlâk” diyorsan, çıkarınla ahlâkın çatıştığında hangisini tercih ediyorsun?

Sevgili Kadim Patagonya Halkı!…

Şöyle bir bakınız; inancı, ahlâkı ve kutsal değerleri her sözünün başına koyan, bunlara herkesten daha fazla hassasiyet gösterdiğini iddia eden toplumlara…

Ve kendinize basit birkaç soru sorunuz:

O ülkenin Adalet Bakanı, hukuku en iyi bilen, adalet duygusu en güçlü, hakkı gözetme konusunda en yetkin yurttaşı mıdır?

Sağlık Bakanı, insan hayatını, tıbbı ve sağlık sistemini en iyi bilen; bilgisiyle, tecrübesiyle ve liyakatiyle o makamı hak eden kişi midir?

Millî Eğitim Bakanı; bilimi, eğitimi, insan psikolojisini ve insan yetiştirmenin o ağır sorumluluğunu en ileri düzeyde kavramış bir eğitimci, bir akademisyen, bir mütefekkir midir?

Değilse…

O hâlde insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Hani siz, “Emaneti ehline veriniz” buyruğunun aşkıyla yanıp tutuşuyordunuz?

Hani liyakat, yalnızca dünyevî bir tercih değil; aynı zamanda ahlâkî ve kutsal bir sorumluluktu?

Bir makamı ehline teslim etmekten söz edip o makamı ehil olmayana vermek, yalnızca kötü yönetim değildir. İnsanın kendi sözüyle kendi eylemi arasına uçurum kazmasıdır.

Çünkü inanç, insanın dilinde taşıdığı kelimelerle değil; gücü eline geçirdiğinde yaptığı tercihlerle sınanır.

Adaletin terazisini en ehil hukukçunun eline vermiyorsanız, şifa kapısını en yetkin ellere teslim etmiyorsanız, eğitimin geleceğini bilginin, bilimin ve pedagojinin ışığında yetişmiş insanlara bırakmıyorsanız…

Sonra da dönüp “Emaneti ehline veriniz” diyorsanız, orada artık mesele bilgisizlik olmaktan çıkar. Orada başka bir şey başlar: Riyakârlık.

Kutsalı dilinde tespih edip liyakati çıkarına kurban eden insan, inancının değil; menfaatinin mürididir. Çünkü kutsal değerler insanı süslemek için değil, insanın davranışlarını değiştirmek için vardır. Bir ilkeyi sürekli tekrar etmek, ona inanmış olmanın kanıtı değildir. Asıl kanıt, o ilke çıkarlarımızla çatıştığında ne yaptığımızdır.

İşte ahlâk tam da orada başlar.

İnsan kendi adamıyla ehil insan arasında kaldığında kimi seçiyor?

Sadakat ile liyakat karşı karşıya geldiğinde hangisini üstün tutuyor?

Menfaat ile adalet çatıştığında hangisinin yanında duruyor?

Bütün mesele budur.

Adaleti hukuktan, şifayı hekimden, eğitimi bilgiden esirgeyen bir düzen; “Emaneti ehline veriniz” ilkesini dilinde dua, eyleminde ise inkâr hâline getirir.

Daha da hazini şudur:

İnsan bir süre sonra söylediğiyle yaptığı arasındaki uçurumu görmemeye başlar. Kendi çelişkisine alışır. İnancı bir vicdan terazisi olmaktan çıkar, kimlik rozetine dönüşür. Ahlâk davranıştan kopar, slogan hâline gelir. Kutsal ise insanı dönüştüren bir hakikat olmaktan çıkıp iktidarı ve menfaati örten bir perdeye dönüşür.

İşte o zaman “emanet” unutulur, geriye yalnızca makam kalır.
“Ehliyet” unutulur, geriye yalnızca sadakat kalır.
“Ahlâk” unutulur, geriye yalnızca ahlâk söylemi kalır.

Ve ey kadim Patagonya halkı!…

Belki de asıl ürpertici olan, bütün bunların sonunda birilerine kolayca “sahtekâr, ahlâksız, mendebur” diyebilmek değildir. Asıl ürpertici olan, insanı bu kelimelere yaklaştıran davranışların böylesine sıradanlaşmış olmasıdır. Çünkü sahtekârlık da ahlâksızlık da mendeburluk da insana kolayca yapışmaması gereken ağır sıfatlardır.

Fakat insan, söylediği kutsal sözlerle yaptığı işler arasındaki mesafeyi büyüttükçe, gün gelir o sıfatları başkaları ona yakıştırmadan önce, kendi davranışları üzerine giyer.

Ve belki de en büyük ahlâkî çöküş şudur:

İnsanın kutsalı savunduğunu sanırken, davranışlarıyla kutsalın anlamını tüketmesi.

Ey Patagonya halkı; sen yeryüzünde, farklı coğrafyalara dağılmış, insan neslisin.

Top sende, ihmal sende, söz sende, görev sende, irade sende, güzellik de sende, kusur da…

Samsun, 26.09.2026
Ali Rıza Malkoç
arm.web.tr

BİR YORUM YAZINIZ

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Şiir, özdeyiş, makale, deneme

>> <<