Hoşgeldiniz

Ali Rıza Malkoç

Home / Yazıları / Ahlâk Nedir, neleri kapsar, ahlâksız adalet dağıtılabilir mi?
şiir özdeyiş makale deneme

Ahlâk Nedir, neleri kapsar, ahlâksız adalet dağıtılabilir mi?

  • Tarih:

Ahlak yalnızca bireysel bir erdem değildir. Noksanlığı, toplumda ve kurulu düzende, meşruiyet ve güven bunalımı yaratır.  Ahlâk kavramı günümüzde farklı kişi ve çevreler tarafından farklı şekillerde yorumlanmaktadır. Bu nedenle yeniden tanımlanmaya ve ortak ilkeler çerçevesinde değerlendirilmeye ihtiyaç duyulduğunu düşünüyorum.” Ben dilim döndüğünce bir şeyler anlatmaya çalışayım, ilgi duyanlar atıfta bulunarak, ilavelerle daha kapsamlı bir önerme hazırlayabilirler.

   İçerisinde; nezaket, zarafet, estetik, etik, empati, sevgi, adalet, dürüstlük, doğruluk, hakkaniyet, toplumsal yarar, şeffaflık, eşitlik vb. değer barındırmayan bir inanç, öğreti, anlayış, ideoloji, ekol, yol, varsayım, ahlâklı olmakla açıklanabilir mi? Ve bunları bünyesinde barındırmayan bir inanç ve düşüncenin; bağlılarına, bağımlılarına ve dışarıda kalanlara katabileceği toplumsal değer ve kazanç ne olabilir ki?…

   Bilgi, anlam, değer ve tutarlılık zincirine eklenemeyen, mantıklı gerekçeleri açıklanmayan, bir temele dayanmayan; somut veya soyut tüm öneri ve önermeleri, ahlâksal açıdan şüpheli buluyorum. Kalıcı cevher ve sosyal gerçeklik kriteri beni buna zorluyor.  Akıl ve özgür irade yetisi kısıtlı olanların, bu hakikati kavraması, yorumlaması veya dönüştürmesi bilimsel olarak mümkün değildir.

   Ahlâk en çok da, yargılama erki olarak, milletten aldığı görevlendirme ve yetkiyle, millet adına hüküm kuran, hüküm makamında oturanlar için gerekli, zorunlu ve devredilemeyecek, göz ardı edilmeyecek, yok sayılamayacak bir öğedir.

   Eksik, noksan, yanlış veya kasıtlı bilgi ve belgelerle yargılandığını iddia eden ve savunmalarında bunu kanıtlayan birey; hukuk devletinin güvenliğinden mahrum bırakılmış demektir. Delillendirme, temellendirme ve gerekçelendirmeden kurulan her hüküm; meşruiyet, hakkaniyet sınırlarının dışındadır ve hukuk düzenine göre butlandır. Butlan bir karara göz yuman bir devlet; ne kadar hukukun üstünlüğüne, bağımsızlığa, demokrasiye, anayasal teminata sadık olduğunu iddia edebilir ki? Test edilmemiş, sınanmamış, doğruluğu hukuki ilke ve yasalar ölçeğinde ispatlanmamış iddialar üzerinden kurulan hükümler; yalnızca hak ihlali değil, yargılama erkine olan güveni de zedelemektedir.

   Sezgisel, beklentisel, kurgusal bulgular; vicdan eleğinden geçip, akıl ve mantık mihenk taşına sürülmeden; ahlâksal bir gerçekliğe ulaşamaz.

 İnsan olarak,  evrensel bütünlüğün, bir parçasıyız. Yerel, kültürel, coğrafya motifli duygu ve düşünceler; milli ve medeniyet aidiyetimizi şekillendirse de tüm evreni kapsayan merak, ilgi ve sorumluluklarımız vardır. Kâinatta ne varsa vücudumuzu ve zihnimizde yer edinmişse, her şeyle ve herkesle dolaylı da olsa bir ilişkimiz var demektir. Holistik kültür, bize tüm canlı ve cansız aleme saygılı olmayı zorunlu kılıyor. En üst değer ahlâk ise, alt ve tamamlayıcı öğeler farklılıklar gösterebilir.

   Ahlâk yoksa, belki suç unsuru olmayabilir fakat her şey eksik, noksan ve kusurludur.
Ahlâklı bir insan; cahil, bilgisiz, donanımsız olabilir, toplumla belki tam buluşmamış olabilir ama zıt kutuptaki insanlara göre daha masum, faydalı ve sevimlidir.

   Ahlâkın, aktif rol alması gereken zorunlu alanlardan ikincisi ise inançlardır. Ahlâk, adalet, doğruluk, dürüstlük ve eşitliği öğütlemeyen ve uygulamayan inançlar; günümüz modern toplumlarında her zaman ayrıştırıcı, ötekileştirici, köleleştirici, körleştirici, robotlaştırıcı etki yaratmıştır. Bu nedenle bu tür anlayışların toplumsal etkisi, hukuk ve insan hakları çerçevesinde sınırlandırılmalıdır.

   Yargı etiği, yargılamanın her aşamasında, opsiyonel değil, yasal bir zorunluluk olmasına karşın, yeterince ve hakkıyla uygulanmadığından, hukuk devleti niteliğini yıpratmaktadır.

   Demokratik, lâik, hukuk devleti; yasama, yürütme, yargılama güçlerinin bağımsızlığı ve ayrılığı üzerine kurulmaktadır. Bunlardan en sorunlusu, siyasi iradeyi temsil eden yürütme erkidir. Çoğunluğu ele geçiren, diğer güçleri, kurumları, inançları, düşünceleri, aidiyetleri kendine benzetme ve tek tipleştirme eğilimi ağır basmaktadır.
Siyasetteki ahlak dışı girişim ve oluşumlar; millette ve devlette kalıcı güç kaybı ve çürümelere neden olmaktadır.  Siyasette zorunlu olan liyakat, ehliyetten önce siyasi ahlak reformu önceliklidir. İlkeleri, kuralları, yaptırımları ile değiştirilemez bir yasaya bağlanmalıdır.

   Ahlâk yoksunu olan; ahlâk için mücadele vereni kabullenemez. Kurnaz ve muhakemesi kusurlu insan; tutarlı ve hakkaniyetli insanları sevemez. Bilgili ve donanımlı olduğunu zanneden kamuflajlı insan ise; gerçek bilgelere mesafelidir çünkü konuştukça foyası ortaya çıkacağından endişelidir. Bu tür noksanlıklar ve olumsuzluklar; çoğunlukla kişilerin isteyerek kabullendiği bir durum değildir. Doğanın yasası böyle, her yol ve yön; en az iki kanallıdır.

   Örneklendirme ve sosyal tespitlerle, ahlak kavramını çözümlemeye, yorumlamaya, anlamlandırmaya çalıştım. Bu yazıyı, ahlâk kavramını farklı yönleriyle ele alacak daha kapsamlı bir çalışmanın önsözü olarak değerlendirebilirsiniz.

Samsun, 12.07.2026
Ali Rıza Malkoç
arm.web.tr  melodiarm.com

One thought on “Ahlâk Nedir, neleri kapsar, ahlâksız adalet dağıtılabilir mi?”
  1. Yakup Ömer Sarıca 12 Temmuz 2026 on 19:34 Yanıtla

    Kıymetli Ali Rıza Bey,

    Yazınızı dikkatle okudum. Öncelikle ahlâkı yalnızca bireysel karakter meselesi olmaktan çıkarıp hukuk, siyaset ve toplumsal düzenin kurucu ilkesi olarak ele almanızı çok kıymetli bulduğumu ifade etmek isterim. Bugün en büyük krizlerden biri de tam burada yaşanıyor; hukukun teknikleşmesi ile ahlâkın kamusal alandan çekilmesi arasındaki gerilim çoğu zaman gözden kaçıyor.

    Bununla birlikte kanaatimce metin, daha da derinleşebilecek önemli bir imkânı bünyesinde taşıyor. Yazıda ahlâk daha çok “iyi davranışlar kümesi” veya “erdemler toplamı” olarak tarif ediliyor. Oysa felsefe tarihi bize ahlâkın bundan önce gelen daha temel bir zemini bulunduğunu gösteriyor. Aristoteles’ten Farabi’ye, Gazali’den Immanuel Kant’a, Max Scheler’den Alasdair MacIntyre’a kadar uzanan çizgide asıl soru, “iyi davranış nedir?” değil, “iyiyi iyi yapan şey nedir?” sorusudur. Başka bir ifadeyle ahlâkın epistemolojik ve ontolojik temeli daha görünür kılınırsa yazının teorik ağırlığı ciddi biçimde artacaktır.

    Benzer şekilde hukuk ile ahlâk arasındaki ilişkinin tek yönlü değil, karşılıklı kurucu bir ilişki olduğu da ayrıca işlenebilir. Çünkü yalnızca “ahlâksız adalet olmaz” demek yetmeyebilir. Tarih bize ahlâksız hukuk düzenlerinin de son derece sistemli çalışabildiğini göstermiştir. Esas mesele hukukun varlığı değil, meşruiyetini hangi değer evreninden aldığıdır.

    Metnin dikkatimi çeken bir başka güçlü tarafı ise bütüncül (holistik) bakış vurgusu oldu. Ancak burada sistem teorisi, bağlantısallık yaklaşımı ve çağdaş bilişsel bilimlerle kurulacak kısa bir irtibat, bu bölümü yalnızca etik bir öneri olmaktan çıkarıp disiplinler arası bir zemine taşıyabilir. Böylece “her şey birbirine bağlıdır” cümlesi, yalnızca temenni değil, bilimsel tartışmalarla da desteklenmiş olur.

    Kanaatimce yazının en önemli potansiyeli, ahlâkı din, hukuk ve siyasetin ortak paydası olarak ele almasıdır. Fakat bunun bir adım ötesinde ahlâkın yalnızca davranışları değil, bilginin üretimini, hakikatin yorumlanmasını ve iktidarın sınırlarını da belirleyen üst bir ilke olduğu gösterilebilirse, metin güncel bir değerlendirme olmanın ötesine geçerek kalıcı bir düşünce metnine dönüşebilir.

    İstifade ederek okudum. Devamını merakla bekliyorum.

BİR YORUM YAZINIZ

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Şiir, özdeyiş, makale, deneme

>> <<